Linux Kurulumu Bölüm 3: Bazı Gerçekler

Linux’ü bilen bilmeyen herkezin Linux hakkında bir fikri vardır. Bazıları bilmez kötüler, diğerleri yüceltir. Bazıları yanlış bilgileri ile ileri geri konuşur. İnsanda artık hangisinin ne dediğine inanacağını kestiremez. Bu işin en kolay çözümü “kendin dene ve gör” yaklaşımıdır.

Çevremde okadar çok kişinin Linux hakkında tereddütleri veya idaaları varki saymakla bitmez. Fakat genel olarak Linux’e uzak olan kişilerin birleştiği temel noktalar var. İşte ben bu temel noktalar hakkında biraz konuşmak istiyorum.

Öncelikli olarak; “Linux hiç takılmıyor acayip hızlı Mac OS’dan 5 kat, Windows’dan 10 kat hızlı!” diyen kişileri aydınlatalım. Şunu kesin bir şekilde söyleyebilirim ki ne birinden 5 kat hızlı ne diğerinden 10 kat. Evet genel anlamda hızlı siz bunu farkediyorsunuz ama öyle harikalar yaratacak kadar uçuk şekilde hızlı değil. Ayrıca hiç takılmıyor gibi sallama bir laf daha duymadım. Her işletim sistemi her program takılabilir, bu bilgisayarın doğasında vardır. Sadece eğer bu doğayı iyi bilmiyorsanız “hiç takılmıyor!” diyebilirsiniz. Teknik derinlik yaratmıyacağım ama genel olarak takılmalar kısmi ve işletim sistemini bütünü ile kilitlemeyecek hatta çökmeye götürmeyecek kadar basit genel takılmalardır. Windows’da ki gibi takıldığında kanser etmez veya mavi ekran gösterme gibi bir absürt duruma düşmez. Makinenizdeki mekanik donanım performansı ile doğru orantılı olarak sistem kaynağını çok kullandığı zamanlar bile olabiliyor. Bir makine en hızlı, makinede bulunan en yavaş donanım bileşeninin maksimum hızı kadar çalışabilir. Bunu aklınızdan çıkartmayınız.

“Linux’de istediğin programı bulamazsın, yazılımsal olarak çok eksiği var. Filanca yazılım olsa hemen Linux kurarım.” diyenlerde azımsanmayacak kadar çok sayıda. Şunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki, yazılımsal destek okadar fazla ki, aynı işi yapan yazılımlar arasında hangisini kullanayım diye seçim yapmakta zorlandığınız anlar bile oluyor. En basitinden bir MSN istemcisi için bile sadece benim bildiğim 5 farklı program var. Kesin bilmediğim bir okadar daha vardır.

Eğer Windows’da çok kullandığınız bir program var ise, bu programın çok yüksek ihtimalle muadili vardır. Genelde bilen bilmeyen herkez Photoshop var mı diye sorar. Photoshop’ta resmin sadece boyutunu değiştiren biri bile olsa ilk sorusu Photoshop var mı?… Photoshop yok, ama senin kullandığın kadarını yapacak bir muadili var. Adına GIMP demişler. Profesyonel anlamda karşılaştıracak olursak; GIMP, Photoshop’un tırnağının kiri olamayacak kadar basit bir yazılım. Harikalar yaratmak biraz zor, ama genel resim işlemleri için Photoshop’u aratmayacak kadar kullanışlı. Diğer yandan WINE adı ile anılan bir Windows emulatoru sayesinde belli Photoshop versiyonlarını Linux altında çalıştırabiliyorsunuz. Eğer yazılımcıysanız, Microsoft Visual Studio gibi bir yazılım Linux altında çalışmaz. Çalıştırma yolunuzda sadece Virtual Machine ile olabilmektedir (Ben öyle yapiyorum). Zaten Microsoft’un ürününün gidipte Linux portunun olmasını düşünmemişsinizdir herhalde. Kısaca şunu deyim, Linux’de yazılımsal sıkıntı çekmezsiniz. Hele hele standart bir kullanıcı iseniz böyle bir kaygınız hiç mi hiç olmasın, Linux sizi fazlasıyla doyuracaktır. Eğer ille Windows kaynaklı bir yazılımınız varsa, DirectX desteği gerekmedikce Virtual Machineler ile bu programı kullanabilirsiniz, hemde hızdan ödün vermeden. Eğer bahsi geçen program DirectX isterimde isterim, diyorsa ozaman ya Windows’u bırakmayacaksınız, ya Dual boot ile aynı makinede farklı zamanlarda Windows ve Linux kullanacaksınız veya Linux’de kullandığınız programın muadili bir program bulacaksınız. Ben Linux Kurulumu yazı serisini bitirdikten sonra sürekli ihtiyaç duyulan programların tanıtımlarını yapacağım. Aynı zamanda forum sayfalarından da bu konuda yardım alabileceksiniz. Forumu zevkine kurmadık sonuç olarak.

Şimdi gelelim diğer bir şehir efsanesine; “Linux’de birşey yapacaksan sürekli siyah ekranda çalışman gerekebilir.”. Senenin 2008 hatta 2009 olduğunu hatırlatıp Linux’un siyah ekranının bundan yaklasık 10 sene öncesinde evrim geçirdiğini söylemek istiyorum. Size gayet net bir şekilde şunu söyleyebilirim ki, benim gibi bir programcı değilseniz, bu bahsi geçen siyah ekranın nerede olduğunu bir türlü bulamayabilirsiniz. Siyah ekran denilen kısmı evet belki donanım kurulumunda falan kullanacağız. Ama tüm ayarlar bittikten sonra siyah ekranın varlığını unutacaksınız. Önceki yazılarımda dediğim gibi, Linux zor kurulur, zor ayarlanır ama bir kere herşey tamamsa, bundan sonra o Linux’e hiç birşey olmaz. Gavurlarında dediği gibi Solid as a Rock!

Çok konuşulan ve beni gülümseten başka bir konuda; “Bir programı kullanmak istiyorsan onu kendi makinende birleştirmen gerekir. Böylece hem daha performanslı olur hemde senin makinenin ayarları ile birleştirilmiş olur.” lafıdır. Ben bu lafa ya havle demek istiyorum! Bir kere programın sizin makinenizde birleştirilmesinin nedeni, makinenizdeki ayarların etkisi veya programın daha performanslı çalışması amaçlı değil, açık kaynak kodunun getirdiği kaynak kodu paylaşımı ve ortalıkta 500 tane farklı Linux dağıtımının bulunmasından ve hepsine farklı birleştirme yapıp indirmeye açılamayacağından kaynaklanan bir durumdur. Benim zaten Ubuntu dağımını kurdurtmamdaki amacımın altında yatan neden, Ubuntu dağıtımına özel direk çalıştırılabilir, birleştirilmiş indirilebilir versiyonlarının bulunma olasılığının diğer dağıtımlara göre daha fazla olduğundan dolayıdır. Eğer kullanmak istediğiniz programın Ubuntu versiyonu yoksa, o programı nasıl birleştireceğinizi zaten ilerleyen zamanlarda anlatacağım, hatta bu işi siyah ekrandan yapmanızı gerektirmeyecek bir programcığıda, burada sizin indirip kullanmanıza sunacağım.

Sakın ola ki benim koyu bir Linuxcü olduğumu düşünmeyin. Ben hiç birseyi körü körüne savunmuyorum. Sadece iyi bulduğum şeyleri paylaşıyorum. Yarın bir gün Linux saçmalarsa, ozaman Linux içinde nasıl yazı yazacağımı görürsünüz. Amacım insanların artık şu Linux tabularından kurtulmalarını sağlamak ve Linux için güzel ve güvenilir bir Türkçe kaynak oluşturmak. Bunun ötesi yalan…